Ana Sayfa

Mevzuat
____________________________________________________________________________________________


I
Anayasa
II
Medeni Kanun
III
Kimlik Belgelerindeki Değişiklik
IV
Ailenin Korunması Hakkında Kanun
V
Ceza Kanunu
VI
Vergi Kanunları
VII
İş ve Sosyal Güvenlik Kanunları
Vlll
CEDAW İhtiyari Protokol

____________________________________________________________________

I. Anayasa

Halen yürürlükte bulunan 1982 Anayasası kadın ve erkek arasında tam bir eşitlik içermektedir. Özel bir kaç madde dışında "herkes, herkim, hiç kimse" gibi ayrımcılık içermeyen kavramlar kullanılmıştır. Anayasanın genelindeki bu eşitlikçi yaklaşıma ek olarak eşitlik ilkesi 10. maddeyle ayrıca güvence altına alınmıştır. Bu madde; "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir" şeklindedir.

Son yıllarda Medeni Kanun ve Ceza Kanununun bazı maddeleri hakkında kadınlara karşı ayrımcılık içerdiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine çeşitli başvurular yapılmıştır. Mahkeme bu başvurulardan bir kısmını Anayasanın eşitliği düzenleyen 10. maddesine aykırı bularak iptal etmiştir.

Anayasanın 10. maddesindeki eşitlik ilkesinde yer alan cinsiyet kriteri bazı maddelerde tekrar edilerek vurgulanmakta, bazı maddelerde de kadınları koruyucu hükümler yer almaktadır. Örneğin 41. madde "Aile Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar" şeklindedir.

Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevini düzenleyen 42. maddede ilköğretimin kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunlu olduğu belirtilerek cinsiyet eşitliği kriteri tekrarlanmaktadır. Çalışma ile ilgili hükümler içerisinde bulunan ve çalışma şartları ve dinlenme hakkını düzenleyen 50. maddede kimsenin yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamayacağı belirtilerek cinsiyet eşitliği vurgulanmakla birlikte aynı maddede küçükler ve kadınların çalışma şartları bakımından özel olarak korunacakları ifadesi yer almaktadır.

Anayasa değişiklikleri çerçevesinde kadın-erkek eşitliği açısından atılan önemli adımlar söz konusudur. Bunlardan ilki 41. maddeye "aile toplumun temelidir"ibaresinden sonra gelmek üzere "ve eşler arasında esitliğe dayanır"ibaresinin eklenmiş olmasıdır.Diğer değişiklik ise Anayasanın 66. maddesinin ikinci fıkrasının"yabancı babadan ve Türk anadan olan çocuğun vatandaşlığı kanunla düzenlenir."şeklindeki ikinci cümlesinin madde metninden çıkarılmasıdır. Bu değişiklikler 17.Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bilindiği üzere, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinde (CEDAW) ve Pekin'de yapılan IV. Dünya Kadın Konferansında da "pozitif ayrımcılık" veya "geçici özel önlemler" olarak adlandırılan yeni bir eşitlik anlayışı gündeme gelmiştir. Anayasada kadın erkek eşitliği teminat altında olmasına rağmen, kadınların erkeklerle normatif hukuk karşısında eşit olmasının her zaman reel olarak eşitlik getirmediği şeklinde görüşler mevcuttur. Bu yaklaşım doğrultusunda Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü Anayasanın 10. Maddesinde değişiklik yapacak bir kanun taslağı üzerinde çalışmalarını sürdürmektedir. Bu değişiklikle Anayasa' da "geçici özel önlemler" ifadesine yer verilerek buna uygun olarak yapılacak müteakip yasal değişikliklere anayasal dayanak sağlanmış olacaktır.

10. maddenin olumlu ayrımcılığı öngören bir ifadeyi kapsaması ile özellikle siyasete katılımda kota uygulaması için gerekli yasal değişikliklerin gerçekleşmesi kolaylaşacaktır.

II-Medeni Kanun

Cumhuriyetin kurulmasından sonra yürütülen devrimler yasal alanda köklü değişiklikler getirmiştir. Bunlardan biri bilhassa kadınlar açısından önemli haklar getiren "Türk Medeni Kanunudur". 17 Şubat 1926 tarihinde İsviçre Medeni Kanunundan örnek alınarak bir medeni kanun çıkarılmıştır. Bu kanun, kadın erkek eşitliği hususunda radikal değişiklikler getirmiş ve kadınların önünü açarak modern standartlara yaklaşmalarına hizmet etmiştir. Ancak, zaman içinde yeni gelişmeler doğrultusunda ciddi bir reformasyon görmeyen Medeni Kanun bugün bazı hususlarda yetersiz kalmış ve l935 lerden beri süren reform çalışmaları l.Ocak 2002 de yürürlüğe giren Yeni Türk Medeni Kanununu şekillendirmiştir. Yeni Medeni Yasa ile;

  • Eski kanunda aile reisliği kurumu vardı ve aile reisi kocadır. Yeni Medeni Yasada aile reisliği kaldırılmış ve eşlerin evlilik birliğini beraberce yönetecekleri düzenlenmiştir.
  • Eski kanunda evlilik birliğini temsil yetkisi (bazı hususlarda karının da temsil yetkisi vardır) kocaya aittir. Yeni Yasada temsil yetkisi eşlerin her ikisine birlikte verilmiştir.
  • Evin seçimini kocanın yapacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin oturacakları evi birlikte seçecekleri hükmü getirilmiştir.
  • Kadına, "önceki" soyadını kocasının soyadından önce gelmek üzere kullanabilme hakkı veren ve daha önceden yapılmış olan (1997 yılında) değişiklik yeni yasada aynen benimsenmiştir.
  • Eski Medeni Kanuna göre eşlerin velayeti birlikte kullanacağı, anlaşmazlık halinde ise babanın reyinin üstün olacağı hükmü değiştirilerek eşlerin velayeti birlikte kullanacakları düzenlenmiştir. Anlaşmazlık halinde ise hakim karar verecektir.
  • Yeni Medeni Yasada eşlerden birinin meslek ve iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda olmadığı hükmü getirilmiştir. Bu düzenlemeyle eşler mesleklerini diğer eşten izin almadan sürdürebilecektir. (Zaten , Eski Medeni Kanunun 159. maddesinde yer alan kadının meslek ve iş yapabilmesi için kocasının iznini alacağı şeklindeki hüküm 1990 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.)
  • Eski Medeni Kanuna göre diğer rejimlerden biri seçilmemişse geçerli olan kanuni mal rejimi "mal ayrılığı" iken Yeni Yasada "edinilmiş mallara katılma" rejimi getirilmiştir. Her eşin kendi adına kayıtlı olan mallara sahip olmaya devam etmesi denilen mal ayrılığı yerine, yeni rejime göre yine eşler evlenirken başka bir rejim seçmemişlerse evlilik birliğinin kurulmasından sonra her eşin karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri (edinilmiş mallar) evliliğin sona ermesiyle eşit olarak paylaşılır. Kişisel mallar ise sahiplerinde kalır.
  • Eski Medeni Kanuna göre evin ve çocukların geçimi kocaya ait iken Yeni Medeni Yasada, eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla katılırlar şeklinde düzenleme yapılmıştır.
  • Yeni Yasa ile evlenme yaşı kadın ve erkek için eşitlenerek yükseltilmiştir. Aile izni ile evlenme halinde 17 yaşını doldurmak, mahkeme kararıyla evlenme durumunda 16 yaşını doldurmak şartı getirilmiştir. (Eski Kanuna göre; aile izniyle evlenmede erkek 17, kadın ise 15 yaşını doldurmuş olmalı, mahkeme kararıyla evlenmede erkek 15, kadın ise 14 yaşını doldurmuş olmalıdır.)
  • Daha önce evlenmek için müracat yeri, erkeğin oturduğu yer evlendirme memurluğu iken Yeni Yasada kadın veya erkeğin oturduğu yer evlendirme memurluğu olarak düzenlenmiştir.
  • Genel hükümlere göre boşanmadan sonra nafaka davalarının açılma yeri davalının ikametgahı yer mahkemesidir. Yeni Yasada ise davacının ikametgahı yer mahkemesi yetkili kılınmıştır.
  • Yeni Medeni Kanunda evlat edinme konularında da önemli yenilikler getirilmiştir. 30 yaşını dolduranlar evlat edinebilirler, evlat edineceklerin çocuğunun olmaması şartı kaldırılmıştır.

Yeni Medeni Yasanın yürürlüğe girmesi ile birlikte Aile Mahkemeleri Kurulması konusu kaçınılmaz hale gelmiş ve bu konuda hazırlanan yeni yasa tasarısı TBMM"ye sunulmuştur.

III. Kimlik Belgelerindeki Değişiklik

Kimlik belgelerinde yer alan "boşanmış, dul, evliliği fes edildi" gibi ifadelerin toplumsal önyargılar sebebiyle kadınlar açısından rahatsızlıklar yarattığı görülmüştür. Bunun üzerine yapılan çalışmalar sonucunda kimlik belgelerindeki "medeni hal" bölümüne sadece "evli" veya "bekâr" ifadesinin yazılması sağlanmıştır. Bu değişiklik ile "boşanmış, dul, evliliği feshedildi" gibi ibarelerin kadınlar açısından yarattığı rahatsızlığa son verilmiştir. Resmî kurumlar tarafından verilen her türlü kimlik belgelerinin (ehliyet, kurum kimliği, diploma gibi) aynı ilke doğrultusunda düzenlenmesi çalışmaları tamamlanmıştır.

IV. Ailenin Korunması Hakkında Kanun

Kadınlara yönelik şiddet tüm dünyada yüksek oranlardadır. Türkiye'de de kadınlara yönelik şiddetin neredeyse tamamına yakını aile içinde uygulanmaktadır. Bu konuda özel bir kanun çıkarılmadan önce aile içinde uygulanan şiddet ceza kanunlarındaki genel hükümler doğrultusunda değerlendirilmekteydi. Bu durum ise birçok sıkıntıya sebep olmaktaydı. Aile yaşamı özel bir alan kabul edildiği için bu alanda uygulanan şiddetin gereken kısa sürede tespiti ve cezalandırılmasında güçlükler yaşanmaktaydı. Genel şiddet hükümlerinin aile içi şiddet olaylarına da aynen uygulanmaya çalışılması bu şiddetin geriletilmesi ve ortadan kaldırılması konusunda yetersiz kalmaktaydı. Bu konuya has bir düzenleme yapılması ihtiyacı üzerine 17 Ocak 1998 yılında Ailenin Korunması Hakkında Kanun çıkarılmıştır.

Söz konusu kanun, aile üyelerine ailenin diğer bir üyesi tarafından şiddet uygulanması halinde bir takım özel tedbirler alınmasını içermektedir. Bunlar arasında; şiddet uygulayan aile üyesini birlikte oturulan mekandan
uzaklaştırma, şiddeti uygulayan kişinin şiddet ve tehdit aracı olarak kullanabileceği düşüncesiyle sahip olduğu silahları yetkililere teslim etmesi, şiddet uygulayan kişinin ailenin diğer bireylerinin geçimi için "tedbir nafakası" vermesi, aile üyelerini iletişim vasıtalarıyla rahatsız etmemesi, aile üyelerinin eşyalarına zarar vermemesi gibi tedbirler mevcuttur. Bu tedbirlere uyulmaması halinde 3 aydan 6 aya kadar hapis cezası öngörülmüştür. Şiddet mağdurları bizzat şikayette bulunabilecekleri gibi, bu şiddete tanık olan veya şiddetten haberi olan kişilerin başvuruları üzerine veya polisin doğrudan harekete geçmesi üzerine de bu kanun uygulanabilmektedir. Bu kanuna göre verilecek tedbirler 6 ayı geçemez.

V. Ceza Kanunu

Ceza Kanunu 1926 yılında yürürlüğe girmiştir. Ceza Kanununun tamamında bir değişiklik yapılmasına ilişkin kanun taslağı üzerinde çalışmalar devam etmektedir.
Ceza Kanunu genel olarak bir ayrımcılık taşımamakla birlikte kadınları ilgilendiren ve kadınlara yönelik cinsel suçlara ilişkin hükümler konusunda kamuoyu tarafından eleştirilmektedir. Ceza Kanununda bu tür suçları içeren bölüm "Adab-ı Umumîye ve Nizam-ı Aile Aleyhine Cürümler" (genel ahlâk ve aile düzenine karşı suçlar) başlığını taşımaktadır. Söz konusu başlığın, kadına yönelik şiddet suçlarına kadınların en temel insan hakları ihlallerinin engellenmesi değil genel ahlâk ve aile düzeninin korunması yaklaşımının bir ifadesi olduğu iddia edilmektedir. Başlıkta kendini gösteren anlayış maddelerin içeriğine de hakimdir. Maddelerin lafzı ve esası kadınların haklarını korumak yerine genel ahlâk ve kadınların yakınlarının namusunu korumak amacına dayanmaktadır. Bu eleştirilerin Ceza Kanunu Taslağında dikkate alınması hedeflenmektedir.

Türk Ceza Kanununda zinaya ilişkin maddelerde kadın ve erkek açısından suçun unsurları, aranan şartlar ve öngörülen cezada farklılıklar mevcuttu. Kamuoyunda rahatsızlık yaratan bu durum üzerine yürümekte olan bir dava nedeniyle yapılan başvuruyu değerlendiren Anayasa Mahkemesi kadın ve erkeğin zina suçunu düzenleyen maddeleri iptal etmiştir. Bu iptaller neticesinde zina ceza kanununa göre suç teşkil etmemekte ve sadece boşanma sebebi olarak kabul edilmektedir. Zinanın yasada yeniden suç olarak düzenlenmesi doğrultusunda yaygın bir görüş mevcut değildir.

Kamuoyunun gündeminde bulunan bir diğer önemli konu ise "töre cinayetleri"dir. Bilhassa kadınların kocaları, babaları, erkek kardeşleri veya diğer yakın akrabaları tarafından namus sebebiyle öldürülmeleri töre cinayetleri olarak adlandırılmaktadır. Ceza Kanunundaki bir madde, bu tür cinayetler ve şahsa yönelik diğer şiddet suçları için verilen genel cezalarda büyük boyutlarda indirime imkân tanımaktadır. Bu tür fıillerde namus kavramının zedelenmiş olması genel hafıfletici sebeplere ilaveten daha ağır bir tahrik olarak kabul

edilerek suçun normalde karşılığı olan cezadan çok daha düşük bir cezanın verilebilmesi mümkün kılınmıştır. Yoğun eleştiri alan bu maddenin kaldırılması için Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü Adalet Bakanlığı nezdinde gerekli girişimlerde bulunmuştur. Nitekim, Ceza Kanunu Taslağında bu madde kaldırılmıştır.

Ayrıca Ceza yasasında tanımlanan Evlenme vaadiyle kızlık bozma suçuda Ceza Yasa Tasarısından çıkarılmış ve İşkence suç olarak tanımlanarak,ebeveyn ve eş tarafından yapılan işkence ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiştir.

VI. Vergi Kanunları

Vergi kanunlarında kadın ve erkekler açısından bir ayrımcılık mevcut değildir. Evli kadınlar açısından ayrımcılık yaratan bir uygulama 1998 yılında kaldırılmıştır. Gelir Vergisi Kanununda "aile beyannamesi" düzenlemesi mevcuttu ve bu beyanname aile reisliği kavramına dayanarak koca tarafından verilmekte idi. Bu hüküm 29.07.1998 tarihinde yürürlüğe giren bir kanun ile değiştirilmiştir. Evli kadınların da kocalarından ayrı olarak beyanname düzenleyip gelir vergisi ödemesi yöntemi getirilmiştir.

VII. İş ve Sosyal Güvenlik Kanunları

Türkiye'de kadın istihdamı arzu edilen düzeyde değildir. Erkeklerin % 69.5'i işgücüne katılırken, kadınların % 27.9'u işgücüne katılmaktadır. Kadın istihdamının yasal bir engel olmamasına rağmen düşük olmasının çeşitli sosyo-kültürel nedenleri vardır.
Devlet Memurları Kanununa göre istihdam edilen kadın memurların, doğum öncesi 3 hafta, doğum sonrası 6 hafta ücretli izin ve 1 yıl ücretsiz izin hakları vardır. 1475 sayılı İş Kanununa göre çalışan kadınların ise, doğum öncesi 6 hafta doğum sonrası 6 hafta ücretli ve 6 ay ücretsiz izin hakları vardır.
Her iki Kanuna göre (Özel sektörde çalışanların tabi olduğu Sosyal Sigortalar Kanunu ve kamu sektöründe çalışanların tabi olduğu Emekli sandığı Kanunu) çalışan kadınlar arasında doğum izinleri hususunda var olan farklılığın giderilmesi amacıyla çalışmalar sürdürülmektedir. Ayrıca ücretli doğum izinlerinin ebeveyn iznine dönüştürülerek çocukların bakımı ve yetiştirilmesinde babaların da aktif olarak rol almalarının sağlanması için mevcut sosyal güvenlik sistemine ilişkin yasal düzenleme çalışmalarında gerekli değişikliklerin yapılması Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü tarafından İş Yasası ve Devlet memurları yasasının aynı statü hukuku çerçevesinde (Uluslararası normlara uygun olarak)değiştirilmesi talep edilmiş ancak henüz çalışmalar devam etmektedir.

Hamile ve doğum yapan kadınlar "analık sigortası" kapsamında sağlık yardımı almaktadır. Ancak, iki ayrı sigorta kanununa göre çalışan kadınlar arasında bu yardımdan yararlanma konusunda farklılıklar mevcuttur. Bu farkların giderilmesi ve verilen hizmetlerin kalitesinin artırılması amacıyla çalışmalar devam etmektedir.

Vlll-CEDAW İhtiyari Protokol

BM."Kadınlara karşı Her Türlü ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine "(CEDAW) ilişkin olarak hazırlanan ve CEDAW'a imza koyan ülkelerin katılım ve onayına sunulan Ek İhtiyari Protokol ülkemiz tarafından onaylanarak imzalanmak üzere TBMM'ne sunulmuştur. 18.Ekim 2001 tarihinde Dışişleri komisyonunca kabul edilen Protokol Genel Kurulun gündemindedir.

Söz konusu protokolü onaylayan ülkeler ,Sözleşmenin uygulamasını denetlemekle yükümlü CEDAW komitesinin Sözleşmenin tanıdığı hakların ihlali konusunda bireylerce veya gruplarca veya onların rızası ile onlar adına yapılan şikayetleri kabul etme ve inceleme yetkisi tanıyacaklardır .CEDAW komitesi inceleme sonucunda ihlal ile suçlanan ülkeyi, gerekli önlemleri almaya ve şikayette bulunan birey veya grupların haklarına zarar vermekten imtina etmeye çağırabilmektedir.


______________________________________________________________________________________________